New York’a Dönüşen New Amsterdam Tarihi

Hepimizin bildiği gibi yeni kıta Amerika 1492 yılında Christopher Columbus tarafından keşfedildi. Bu keşif sonrası art arda adaya İspanyollar ve İngilizler geldi. Fakat çok bilinmez ama yeni kıtaya gelenler arasında Fransızlar ve Hollandalılar dahil pek çok farklı ülke vardı. Daha da ilginç olan ise bugün adından bile bir dönem İngiliz sömürgesi olduğu anlaşılan New York, bir zamanlar New Amsterdam olarak anılıyordu ve Hollandalıların elindeydi. 

Amerika dediğimiz kıta üzerindeki tüm ülkeler, yerlileri katleden Avrupalılar tarafından kurulmuş olduğu için aslında Avrupa siyasi dünyası ile bu yeni ülkeler arasında direkt bir ilişki vardır. Avrupa ülkeleri arasında yaşanan çatışmalar New Amsterdam şehrini doğurmuş, yine aynı çatışmalar New Amsterdam adını tarihin tozlu sayfalarına gömerek yerini New York’a bırakmıştır. Şehrin bugüne nasıl geldiğinin hikayesi ise bir Amerikan rüyası gibi. 

Önce biraz geçmişe, Hollanda’nın İspanyolların elinde olduğu döneme gidelim:

Avrupa tarihinde yaşanan olayların detayları epey kafa karıştırıcı olabileceği için hikayemize Hollanda Devrimi ile başlamak en iyisi olacak. Sayısız siyasi ve mezhepsel çatışma sonucunda bugün Hollanda olarak bildiğimiz bölge İspanyolların elindeydi. Hollanda halkı bu duruma sessiz kalmadı ve 1566 yılında Hollanda Devrimi yapılarak bölgedeki yedi eyalet 1579 yılında Utrecht Birliği adı altında birleşti. 

1581 yılında Abjuration Yasası ile bağımsızlığını ilan eden birlik, İspanya ile Seksen Yıl Savaşı olarak adlandırılan bir mücadelenin içine girdi. Birleşik Hollanda Cumhuriyeti adını alan ülkenin bağımsızlığının İspanyollar tarafından kabul edilmesi ise ancak bu kanlı savaşlar sonunda 1648 yılında imzalanan Vestfalya Antlaşması ile mümkün oldu. 

Hollanda altın çağını yaşarken yeni kıtada ticari faaliyetler yapmaya başladı:

Bir yandan sürdürdüğü savaş ile bağımsızlık mücadelesi veren Birleşik Hollanda Cumhuriyeti, bir yandan da Verenigde Oostindische Compagnie yani Birleşik Doğu Hindistan Şirketi ve Geoctroyeerde Westindische Compagnie yani Batı Hindistan Şirketi ile dünyanın farklı noktalarında ticaret yapıyordu. 

17. yüzyılda Avrupa’da da etkili ticari faaliyetler yürüten Hollanda için bu dönem altın çağ olarak adlandırılır ve pek çok Hollandalı sanatçı bu dönemde önemli eserler vermiştir. Elindeki ticari gücü en iyi şekilde değerlendirmek isteyen Hollanda, Atlantik Okyanusu’nu aşarak yeni kıta Amerika’ya gitti.

Bu sırada yaşanan İngiltere – Hollanda çatışmasından da bahsetmek gerekiyor. İki devlet arasında 1652 ve 1674 yılları arasında üç farklı savaş yapıldı. Birazdan anlatacağımız gibi bu büyük savaşlar sonucunda Hollanda’nın önemli şirketleri iflas etmiş ve Hollanda’nın elinde bulunan kolonilerin büyük bölümü İngiltere’ye geçmiştir.

New Amsterdam, kıtanın yeni ticari merkezi oluyor:

1609 yılında İspanya ile Birleşik Hollanda Cumhuriyeti arasında 12 yıl sürecek bir ateşkes antlaşması imzalandı. Bu boşluğu fırsat bilen Hollanda hemen yeni kıta Amerika’nın yolunu tuttu ve bugün Delaware Nehri, Hudson Nehri, Connecticut Nehri olarak adlandırılan bölgeler arasında New Netherland yani Yeni Hollanda olarak adlandırdığı ticari bir merkez kurdu.

New Netherland bölgesinin başkenti ise New Amsterdam olarak adlandırılmıştır. New Amsterdam bölgesinde Hollandalıların elinde tuttuğu ticaretin temel metası kürktü. Batı Hindistan Şirketi tarafından yürütülen bu ticarete özel yatırıcımların da katkı sağlaması istendiği için kürk üzerindeki tekel kaldırıldı. 

Tekelin kaldırılması ile birlikte yerel yatırıcımların da dahil olduğu bir kürk, tütün, yiyecek ve maalesef köle piyasası kuruldu. Bölgedeki Burgomasters ve Schepens Mahkemesi uluslararası ticareti destekleyecek pek çok karar aldı. Öyle ki 1650’li yıllara geldiğimizde New Amsterdam tam anlamıyla bir ticaret ve nüfus patlaması yaşıyordu. Hollanda’nın bu gücü elinden kaybetmesi çok sürmedi.

New Amsterdam İngilizlerin eline geçiyor ve New York oluyor:

İngiltere ve Hollanda arasında 1652 ve 1674 yılları arasında üç farklı savaş yapıldığı söylemiştik. İşte bunlardan bir tanesi de New Amsterdam topraklarında yaşandı. Aslında buna pek de savaş denemez. 1664 yılında dört İngiliz savaş gemisi New Amsterdam limanına yanaştı ve kısa süre içerisinde bölgenin kontrolünü ele geçirdi.

New Amsterdam İngilizler tarafından ele geçirilince ilk olarak adı değiştirildi ve New York ismini aldı. Dönemin İngiltere Kralı II. Charles, New Amsterdam ele geçirildikten sonra bölgeye vali olarak kardeşi York Dükü II. James’i atamıştır. Sonraki yıllarda kral olacak olan II. James de bölgeye New York adını uygun görmüştür. Bu isim bugün bile pek sevilmez ve Amerika’nın doğuluları genel olarak şehre The City demeyi tercih ederler. 

New York uzun süre köle pazarı olarak kullanıldı:

New York bir günde New York olmadı elbette. Hollandalılar tarafından zaten ticari olarak belirli bir düzen oluşturulmuş olan şehir bu şekilde uzun süre faaliyetlerine devam etti. 1778 yılında Amerika Birleşik Devletleri kurulduktan sonra 2 yıl başkentlik yaptı ama sonra başkent Washington’a taşındı. 

Şehrin asıl değişimi ise 19. yüzyıla başladı. Pek çok göç alan New York’taki Central Park 1857 yılında açıldığı zaman peyzaj mimarlığı yapılan ilk parktı. Bu güzelim park uzun yıllar köle ve hayvan pazarı olarak kullanıldı. Kölelik karşıtı hareket başladığı zaman da ilginç bir şekilde aynı park protestoların merkezi olmuştur. 

New York metrosunun 1904 yılında açılmasıyla birlikte şehir tüm ülkenin en önemli lojistik merkezlerinde biri haline geldi. Kolay ulaşılabilir olması nedeniyle iletişim, ticaret ve sanayinin kalbi konumundaydı. 1916 yılında Afrikalı Amerikalıların favori göç noktası oldu. 1920 yılında Londra’dan bile daha kalabalık bir şehir haline gelmişti.

Bugün dünyanın kalbi New York’ta atıyor:

İkinci Dünya Savaşı sonrası göçmenler ve gaziler New York’a geldi. Wall Street burada kuruldu, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi buraya yapıldı, Dünya Ticaret Merkezi burada. Sağolsunlar Amerikan dizi ve filmleri sayesinde artık hepimiz biliyoruz ki New York dünyanın kalbinin attığı yer haline geldi. 

İngilizler ele geçirmeden önce New Amsterdam adına sahip olan New York şehrinin hikayesinden bahsederek tarihin tozlu sayfalarında bir yolculuğa çıktık. Evet dünyanın kalbi New York’ta atıyor ama Amerikan yerlilerinin kanı üzerine inşa edilmiş bir kalp ne kadar temiz atar onu bilemeyiz. 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*